Bu site Mozilla Firefox İnternet tarayıcısına, 1280x1024 çözünürlük seviyesine uygun dizayn edilmiştir.
   
  Nurettin Torun
  Atsız Şiirleri
 

Bütün Türk Gençliğine

I
Yer bulmasın gönlünde ne ihtiras, ne haset.
Sen bütün varlığınla yurdumuzun malısın.
Sen bir insan değilsin; ne kemiksin ne de et;
Tunçtan bir heykel gibi ebedi kalmalısın.

Iztırap çek inleme... Ses çıkarmadan aşın.
Bir damlacık aksa da bir acizdir göz yaşın;
Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın,
Tek başına dileğe doğru at salmalısın.

Ezilmekten çekinme ... Gerilemekten sakın!
İradenle olmalı bütün uzaklar yakın,
Dolu dizgin yaparken ülküne doğru akın,
Ateşe atılmalı, denize dalmalısın.

Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan!
Bir kere düşün nedir seni dünyada tutan?
Mefkuresinden başka her varlığı unutan,
Kahramanlar gibi sen ebedi kalmalısın...

II
Sen ne elde ve dilde gezen billur bir sağrak,
Ne de sıska bir göğse takılan bir çiçeksin;
Seninde bu dünyada nasibin var savaşmak!...
Kayalarla güreşip dağlarda öleceksin.

Yoldaşlık ederekten gökte güneşle, ayla,
Aşarsın tepe, ırmak; yürürsün ova ,yayla...
Hayata ne biçimde geldinse bir borayla 
Daha sert bir kasırga içinde biteceksin.

KIZIL ELMA uğruna kılıç çekince kından,
Bahtiyarlık denen şey artık geçmez yakından.
Mesut olup gülmeyi sök, çıkar hatırından.
Belki öldükten sonra bir parça güleceksin.

Yüz paralık kurşunla gider “HAYAT” dediğin;
“ Tanrı yolu” uzaktır; erken kalk sıkı giyin.
Yazık, bütün ömrünce o kadar özlediğin 
Güzel Kızıl Elma’na varmadan öleceksin.

III
Belki bir gün çöllerde kaybedersin eşini,
Belki bir gün ağlarsın kaçtı diye karına.
Işıksız kulübende boranın esişini
Dinleyerek çıkarsın bir ümitsiz yarına.

Gün olur ki mertliğin uğrar kahpe bir hınca;
Namert bir el arkandan seni vurur kadınca;
Bir gün sabrın tükenir... Silahını kapınca 
Haykırarak çıkarsın yurdunun dağlarına...

Hayatın kamçısıyla sızar derinden kanlar,
Senin büyük derdinden başkaları ne anlar?
Vicdanını “Paris”e, “Moskova”ya satanlar,
Küfür diye bakarlar senin dualarına.

Hey arkadaş!.. Bu yolda bende coşkun bir selim,
Beraberiz seninle, işte elinde elim.
Seninle bu hayatın gel beraber gülelim,
Ölümüne , gamına, tipisine, karına...

IV
Atandan kalmış olan kılıcı iyi bile,
Onu bütün gücünle vuracaksın çağında.
Savaş... Bunu tadını ey Türk sen bulamazsın,
Ne sevgili yanında, ne baba ocağında...

Savaşmaktan kaçınır, kim varsa alnı kara,
Kan dökmeyi bilenler hükmeder topraklara...
Kazanmanın sırrını bilmiyorsan git, ara
“Çanakkale” ufkunda, “Sakarya” toprağında.

Siyasette muhabbet... Hepsi yalan, palavra...
Doğru sözü “Kül Tegin” kitabesinde ara...
Lenin’den bahsederse karşında bir maskara,
Bir tebessüm belirsin sadece dudağında.

Yatağında ölmeyi hatırından sök, çıkar!
Döşeğin kara toprak, yorganındır belki kar...
Sen gurbette kalırsan, ben ölürsem ne çıkar?
Ruhlarımız buluşur elbet “Tanrıdağı”nda...

V
Mukadderat isterse seni yoldan çevirsin ,
Sen hele bu yollarda yıpranarak aşın da,
Varsın bütün ömrünce bir an nasip olmasın,
Yorgunluğu gidermek serin bir su başında.

Bir gülüşten ne çıkar, ne çıkar ağlamaktan?
Kullar kancıklık eder, bela bulursun Hak’tan.
Gün olur ki bir yudum su ararsın bataktan,
Gün olur ki bir tutam tuz bulunmaz aşında.

Bir çığ gibi yürürsün bir lahza durmaksızın,
Bir ilahi kaynaktan geliyor çünkü hızın.
Duyguların ölmüştür... Tapınılan bir kızın,
Bir füsun bulamazsın gözlerinde, kaşında.

Iztırabı kanına kat da göz kırpmadan iç!
Varsın gülsün ardından, ne çıkar, bir iki piç...
Bu varlık dünyasında yalnız senin hiç mi hiç,
Bir şeyin olmayacak hatta mezar taşında....

 

 

 

 

Sesleniş

 

 

Yalnızım, ne kadar aranıp dursam,
Baş ucumda seni bulamıyorum.
Güneşten vazgeçip susuz olsam da
Seninle olmadan olamıyorum.

Şu yollar bilmem ki dağ mı, ova mı? 
Gitsem bulur muyum kendi yuvamı? 
Kuş! Yolun nereye? Bizim eve mi? 
Sen götür, ben haber salamıyorum.

Her gece orda bir yaslanan mı var? 
Sessizce kirpiği ıslanan mı var? 
Uzaktan bana bir seslenen mi var? 
Ne diyor? Sesini alamıyorum.

Acaba yaşlı mı kara gözlerin? 
İçimde bir derin yara gözlerin...
Daldı mı uzak bir yere gözlerin? 
Görmüyor, bilmiyor, bilemiyorum...

Günleri sayarım, geceler iner,
Beklerim geceyi, yıldızlar söner,
Gizli bir yaram var, durmayıp kanar; 
Neresi? Bulup da silemiyorum.

Ulaşsa da sana yolların ucu,
Varmaya yetmiyor Atsız'ın gücü.
İçimde duruken bu kadar acı,
Hala yaşıyorum, ölemiyorum.

 

 

 

 

Özleyiş

 

 

 

Özledim... Yanıklık canıma değdi...
Özledim, yıllarca daha özlerim.
Hasret türkü olsa, ben onu çalsam,
Kırılıp giderdi nice sazlarım...

Yatın ümitlerim, uykuya yatın!
Bitin hasretlerim, tükenip bitin!
Ayrılık ateşi çetinmiş, çetin;
Onunla dikleşir bütün düzlerim.

Yanımda sanrım, bakarım düştür;
Güldüm zannederken gözlerim yaştır.
Umduğum ne varsa hepsi de boştur;
Yine de bekliyor onu gözlerim.

Sazlar var: Durmadan gurbeti çalar;
Hayal var: Gözümü, gönlümü çeler.
İçimde bir bülbül şakıyıp çiler:
Özledim, yıllarca daha özlerim...

 

 

 

 

Selam

 

 

 

İçim yine sevinçlerle dolup yanıyor, 
Ruhum sanki deniz olmuş dalgalanıyor, 
Uzak uzak ülkelerden döndüm seferden, 
Yaralarım ağır, fakat mestim zaferden. 
Zafer ümit kaynağının bir çeşmesidir. 
Zafer birçok gönüllerin birleşmesidir. 
Gönülleri birleşenler ölse de bir gün 
Gök kubbede kalacaktır seslerinden ün. 
Gönülleri birleşenler! Selam sizlere! 
Uzaklarda dertleşenler! Selam sizlere! 
Selam sana hücrelerde benzi solan genç! 
Selam sana ey yılları heba olan genç! 
İstikbalim gitti diye yaslanma sakın! 
İstikbalin değil ruhun Tanrı'ya yakın! 
O yalancı istikbale bir perde indir! 
'Gerçek yarın' unutma ki bir gün senindir! 
Selam sana yavrusundan ayrılan kadın! 
Kimbilir sen gizli gizli nasıl ağladın! 
Ne bir damla gözyaşı dök, ne yasla dövün, 
Sen yaşarken öksüz kalan yavrunla övün! 
Gür sütünle aşladığın erlik cevheri 
Yapacaktır onu yaman bir çeri... 
Tek bir kadın değilsin sen... Sen bir ocaksın! 
Madem ki bir adın Atsız katlanacaksın! 
Kafkasya da can veren bir şehidin kızı 
Bir eliktir...Yüreğinde erir her sızı... 
Varsın, bağrın firkatiyle yavrunun yansın... 
Yansın, dayan! Çünkü sende bir kahramansın! 
Ey ekmeği alınanlar! Selam sizlere! 
Ey rütbesi çalınanlar! Selam sizlere! 
Kardeş yahut arkadaştır diye evleri, 
Ocakları dağıtılan ülkü devleri, 
Selam size! Üstünüzde bütün bakışlar, 
Bir gün olur tarih sizi elbet alkışlar! 
Ey ciğeri parçalanan kahpe veremden 
Ne beklersin dünyadaki sahte keremden? 
Ciğerlerin sönüyorken Tanrı'yı andın; 
Tasa etme gerçekleşir mukaddes andın. 
Hepinize sevgilerle coşkun selamlar! 
Şehitlerimiz bile sizi belki selamlar 
İçtiğiniz ızdıraplar size kımızdır. 
Bu acılar mazimize selamımızdır. 
En tatlı hayalimdir bu selam benim 
Kırk derece sıcaklıkta erirken tenim... 
Çekiyoruz bunalarak, fakat ne çıkar? 
Ulu Tanrı bizi elbet yargılar. 
Bütün dünya sağırlaşsa o bizi dinler, 
Onun rahmet denizinde ruhlar serinler. 
Ey hırçın genç, ey güzel kız! Bırakın yası... 
Yeter temiz gönüllerin bizi anması... 
Toprak ana uyuturken koynunda bizi 
Yarınkiler biçecektir ektiğimizi, 
Yeşermesi ektiğimiz tohumun haktır, 
İşte o gün ruhlarımız şad olacaktır! 
Selam şanlı mazimize! Selam yarına! 
Selam zafer ordusunun silahlarına! 
Ey geçmişin yiğitleri! Selam sizlere! 
Ey yarının şehitleri! Selam sizlere! 
Siz tarihe yazıyorken şanlı bir satır, 
Aranızda bulunacak güleç bir batır; 
Atsız oğlu Yağmur denen bu yağız çeri 
Atılırken hepinizden daha ileri 
Güldürecek babasının yanık ruhunu; 
Ruh ve yürek sağırları anlamaz bunu... 
Karışınca gövdem yurdun topraklarına 
Ruhum uçar ırkımın bayraklarına, 
Varlığının sevgisini onlara taşır; 
Kendisi de ay-yıldıza belki karışır. 
Bir gün gelip ırkımızın gürbüz erleri 
Adım adım dolaşırken kutlu yerleri 
'Vaktiyle bir Atsız varmış...' derlerse ne hoş! 
Anılmakla hangi ruh olmaz ki sarhoş? 
Haydi artık dinsin bütün ızdırapların, 
Ufuklardan şanlı bir gün doğacak yarın 
Güzellikle, sıcaklıkla ve ihtişamla... 
Kumandansız hazır olup onu selamla! 
Gönlündeki yaraların kanını dindir... 
YÜZDE YÜZ TÜRK OLDUĞUN GÜN CİHAN SENİNDİR! ! !

 

 

 

 

Topal asker

 

 

Ey saçları “alagorsan” kesik hanım kız!
Gülme öyle bana bakıp sen arsız- arsız!

Bacağımla alay etme pek topal diye.
Bir sorsana o topallık bana nereden hediye ?

Sen Şişli’de dans ederken her gece gündüz,
Biz ötede ne ovalar, çaylar, ne dümdüz

Yaylaları geçtik, karlı dağları aştık;
Siz salonda dans ederken bizler savaştık .

Ey dudağı kanım gibi kıpkırmızı kız,
Gülme öyle bana bakıp sen arsız- arsız!

Olan işler dimağını azıcık yorsun!
Biliyorum elbisemle eğleniyorsun;

Biliyorum baldırını o kadar nazla 
Örten bir tek ipek çorap kıymetçe fazla

Benim bütün elbisemden... Hatta kendimden...
Biliyorum: Çünkü bugün şu dünyada ben

Neyim? Bir hiç... İşe güce yaramaz topal...
Sen sağlamsın, senin hakkın, dünyadan zevk al:

Çünkü orda düşmanlarla boğuşurken biz 
Siz muhteşem salonlarda şarap içtiniz!

Ey gözünün rengi bana yabancı güzel, 
Her yolcunun uğradığı ey hancı güzel!

Sen yabancı kucaklarda yaşarken her gün 
Yapıyorduk bizde kanla, barutla düğün.

Sen o sıcak odalarda cilveli, mahmur
Dolaşırken... Biz de tipi, fırtına, yağmur,

Kar altında kanlar döktük, canlar yıprattık;
Aç yaşadık, susuz kaldık, taşlarda yattık.

Sen açılmış bir bahardın, biz kara kıştık;
Bizden üstün ordularla böyle çarpıştık...

Gülme öyle bana bakıp pek arsız- arsız
Sen ey dışı güzel, fakat içi çamur kız!

Sana karşı haykıranı, mecbursun dinle;
Bugün hesap göreceğiz artık seninle:

Ben cephede geberirken, geride vatan 
Aşkı ile bin belalı işe can atan

Anam, babam, karım, kızım, eziliyorken 
Dağlar kadar yük altında, gel, cevap ver, sen

Bana anlat, anlat bana, siz ne yaptınız?
Köpek gibi oynaştınız, fuhşa taptınız!

Anavatan boğulurken kıpkızıl kanda 
Yalnız gönül verdiniz siz zevke, cazbanda...

Ey nankör kız, ey fahişe unutma şunu:
Sizin için harp ederken yedim kurşunu.

Onun için topal kaldı böyle bacağım,
Onun için tütmez oldu artık ocağım.

Nazlı nazlı yatıyorken sen yataklarda 
Sallanarak ölü kaldık biz bataklarda.

Kalbur oldu süngülerle çelik bağrımız,
Bu amansız boğuşmada öldü yarımız,

Ya siz nasıl yaşadınız? Bizim kanımız 
Size şarap oldu sanki... Şehit canımız

Güya sizin mezenizdi! Yiyip içtiniz;
Zıpladınız, kudurdunuz arsız, edepsiz!

Gerçi salonlarda senin “yıldız”dı adın,
Hakikatte fahişesin ey alçak kadın!

Ey allıklı ve düzgünlü yosma bil şunu:
Bütün millet öğrenmiştir senin fuhşunu.

Omuzun da neden seni fuzuli çeksin?
.........................................
Kinimizin şiddetiyle gebereceksin!

 

 

 

 

Geri Gelen Mektup

 

 

Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? 
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? 
Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? 
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse; 
Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse; 
Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla! 
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım; 
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin; 
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!

Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu! 
Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu! 
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.

Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler! 
Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil'
İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur; 
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...

 

 

 

 

Karanlık

 

 

 

Son ışık söneli nice zamandır; 
Rüyalar! Yeniden önüme düşün! 
Yardan ayrı geçen uzun yıllarda,
Hülyası bulunmaz bir anlık düşün.

Yayını kalbime Ayzıt asalı,
Başka bir eldenim katı yasalı.
Burda koskoca bir gönül masalı
Kaybolur içinde bir damla yaşın.

Aşk için verince bu kadar emek,
Varlıktan sıyrılıp ruh olmak gerek.
Ey zaman, ey dünya! Geri gelmemek
Üzere sizlerde benimle koşun!

 

 

 

 

Mutlak seveceksin

 

 

 

Sevda gibi bir gizli emel ruhuna sinmiş; 
Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş.
Gökten gelerek gönlüne rüzgar gibi inmiş,
Bir sır ki bu, ölsen bile açamazsın...

Anlatması imkansız olan öyle bir an ki,
Hülyadaki ses varlığının gayesi sanki...
Bak emrediyor: Daldığın alemden uyan ki,
Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın...

Kalbin benim olsun diyorum, çünkü mukadder...
Cismin sana yetmez mi? Çabuk kalbini sök,
ver! 
Yoktur öte
âlemde de kurtulmaya bir yer! 
Mutlak seveceksin beni,
bundan kaçamazsın...

Ram ol bana, ruhun yeni bir aleme girsin...
Yazmış kaderin:
Aşkıma ömrünce esirsin! 
Aklınla,
şuurunla, hayalinle bilirsin.
Mutlak seveceksin beni,
bundan kaçamazsın...

 

 

O gece

O gece ne kadar güzeldi mehtap 
Gönülden fışkıran nağmeler gibi. 
Ruhumu yıkayan bir seldi mehtap 
En tatlı ilk ve son buseler gibi.

O gece o müthiş deniz durgundu, 
Ömründe susmayan rüzgar yorgundu, 
En kara gönüller aya vurgundu 
Leyla’yı içinde bulan er gibi.

O gece zevkini duydum hayatın, 
Sırrını anladım mükevvenatın. 
Gönlümde yıkılan bir kainatın 
Sesini işittim giryeler gibi.

O gece hayatım sanki masaldı, 
Şuurum o anın içinde kaldı, 
Kalbime ışıktan bir füsun doldu 
İnsanı çıldırtan handeler gibi.

O gece felekten bir gece çaldım, 
Ömrümde son defa bahtiyar oldum; 
Ölürken yaşadım, yaşarken öldüm 
Ve, sustum, sükutu besteler gibi.

O gece ne kadar güzeldi mehtap, 
Sandım ki ruhumda yükseldi mehtap, 
Gönlümü yıkayan bir seldi mehtap, 
Rüyada çalınmış buseler gibi.

O gece gönlüm de aya vuruldu; 
İçimde küllenen ateş dirildi. 
Dünyada ne varsa yere serildi, 
“O” kaldı... Kalbimi seyreder gibi.

O gece sevgim coşkun ırmaktı, 
Kalbimden taşarak o kalbe aktı; 
...................

Gözlerime en keskin bakışla baktı:
”Ben de seni Atsız, ben de ....” der gibi...

 

 

 

 

Yolların sonu

 

 

 

Bu gün yollanıyorken bir gurbete yeniden
Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize.
Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden
itler bile gülecek kimsesizliğimize

Gidiyorum: gönlümde acısı yanıkların...
Ordularla yenilmez bir gayız var kanımda.
Dün benimle birlikte gülen tanıdıkların
Yalnız bir hatırsız kaldı artık yanımda.

Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz; 
Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağına.
Halbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin 
Değişilir topuda bir sokak kaltağına.

İster düşün... Kendini ister hayale kaptır...
Uzar uzar, çünkü hiç sonu yoktur yolların.
Bakarsın aldanmışsın, gördüğün bir seraptır
Sevimli bir hayale açılırken kolların.

Ey doğunun anlımı serinleten rüzgarı! 
Ey karanlıkta bana arkadaşlık eden ay! 
Arzularım bir oktur, aşar ulu dağları.
Düştüğü yer uzakta “DİLEK” adlı bir saray.

O sarayda bulunca Tanrılaşan erleri 
Artık gözüm arkaya bir daha dönmeyecek.
Hepsi sussa da “Kür şad” uzatarak elini; 
“Hoş geldin oğlum ATSIZ, kutlu olsun! ” diyecek.

 

 

 

 

Kahramanlık

 

 

 

Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir;
Kahramanlık; saldırıp bir daha dönmemektir.

Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından
Koşar adım gitmeli onların arkasından.
Kahramanlık; içerek acı ölüm tasından
İleriye atılmak ve sonra dönmemektir.

Yırtıcılar az yaşar... Uzun sürmez doğanlık...
Her ışığın ardında gizlidir bir karanlık.
Adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık;
Göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir.

Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
Bunun için ölüme bir atılış gerekir.
Atıldıktan sonra bir daha dönmemektir...

 

 

 

 

Yakarış

 

 

 

Anlamayız hayatı felsefeyle, ilimle;
Hayat çelik ellerle atılan zar olmalı.
Rahat yatakta ölmek acep olmaz mı çile?
Kanlı sınır boyları bize mezar olmalı.

Aşık nasıl bulursa iç açan bir serin su
Sevdiği bir güzelin som yalaz dudağında,
Sönecektir bizim de gönlümüzün tamusu
Tanrıların gezdiği yüce Tanrı Dağında.

Tanrı Dağı! Tanrılar, tanrılaşanlar Dağı!
Orda on üç asırdır bizi bir gözleyen var.
Savaş türküleriyle aylı kızıl bayrağı,
Kefensiz ölülerin ruhunu özleyen var.

Ulu Tanrı! Kür Şad’ın yenilmeyen ruhunu
Yüce Tanrı Dağında biraz daha barındır!
Geleceğiz yakında! Yarın bütün oralar 
Demir bileklerdeki çelik kılıçlarındır.

Tasa mıdır yakarsa bir kurşun kalbimizi?
Ne çıkar süngülerle delinirse bağrımız?
Bu kurşunlar, süngüler öldüremezler bizi,
Belki diner onlarla ezeli kalp ağrımız.

Gözümüzde bir hasret parlayarak düşünce,
Toprak ana elbette bize açar kolunu.
Onun kadar düşünmez bizi hiçbir düşünce,
Kendi koynunda saklar can veren her oğlunu.

Yurt ve şeref uğrunda sen seril de toprağa
Varsın hiçbir dudakta anılmasın er adın!
Kan sızarak göğsünden huzuruna varınca 
Iztırabı dinecek belki o gün Kür Şad’ın.

Gam mı ceylan gözlüler bizlere yar olmasa?
Yeter ki kılıçlarla süngüler yar olmalı,
Rahat yatakta ölmek sanki değil mi tasa?
Savaş ve er meydanı bize mezar olmalı.

Bir gün olur, elbette eski beğler dirilir;
Yine kılıç kuşanır tarihteki paşalar.
Yine şanlar alınıp nice canlar verilir,
Yiğit akınımızdan yine dünya şaşalar.

“Türk tarihi” denen kahramanlık şiirini
Yeniden yazmak için harcayacağın kandır.
Mısraların içinde en güzel ve derini
Batıda “Niğbolu””, doğuda “Çaldıran”dır.

Yine batılıların üçüncü Kosova’da 
Topraklara sereriz, bir değil, birkaçını.
Çekilince kılıçlar yeniden Haçova’da 
Param parça ederiz Cermenliğin haçını.

Yine ufka açılır şanlı korsanlarımız,
Bir Türk gölü yaparlar Akdeniz’in içini.
Acı acı gülerek bu gün susanlarımız.
Yarın rezil ederler Romalı’nın piçini.

Genç Fatih’in ordusu yine tekbir alınca 
Söndürürüz kafirin Meryem Ana mumunu.
Haritadan sileriz Tuna’ya at salınca 
Ulah’ını, Sırb’ını, Bulgar’ını, Rum’unu.

Gövdesini elbette döndürürüz kalbura 
Bir geçerse Moskof’un elimize yakası.
Çanakkale önünde yine kopar bir bora 
Süngümüzle bozulur İngiliz’in cakası...

Yiğit Harbiyeliler! Öğrenin dersinizi:
Kahraman göz kırpmadan düşmana saldırandır.
Vazifeniz: Kanije, Silistire, Pilevne,
Niğbolu, Kosova, Malazgirt, Çaldıran’dır.

Yarın Yavuz dirilip bize buyruk verince
Kızgın kum çöllerini yeni baştan aşarız.
Kanlarımız sebildir; akıtarak hepsini 
Belirsiz mezarlarda anılmadan yaşarız...

 

 

Hüseyin   Nihal   Atsız

 
  Bugün 45 ziyaretçi (179 klik) kişi burdaydı!


˜*•. ˜*•.•*˜ .•*˜
˜*•. ˜”*°•.˜”*°•.•°*”˜.•°*”˜ .•*˜
˜”*°•. NurettinTorun.TR.gg .•°*”˜
.•*˜ .•°*”˜.•°*”˜”*°•.˜”*°•. ˜*•.
.•*˜ .•*˜*•. ˜*•.
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=